YDH Yazarı Hasan Sivri, IŞİD ve Nusra liderlerinin kendi açıklamalarıyla bu iki örgütün ortak geçmişini ve düşman kardeşler haline gelişlerinin arka planını yazdı.

Yıllardır Irak'ta, son 3 yıldır da Suriye'de savaş veren IŞİD veya hilafet ilanından sonra ilan ettikleri yeni isimleriyle artık ‘İslam Devleti’,  Irak ve Suriye'deki yüzlerce terör eylemlerinden sorumlu tutuluyor.

Bu örgüt Türkiye'de, haziranın ikinci haftasında Musul saldırılarının ardından ‘IŞİD Kimdir’ haberleri ve yazılarıyla tanınmaya başladı.

Suriye'de son 6 aydır Nusra Cephesi ve diğer cihadçı gruplarla kanlı hegemonya çatışmaları yaşayan IŞİD'in, Suriye'deki sürece nasıl dahil olduğu, Suriye sahasındaki saldırıları, askeri havaalanlarına ve üslere yönelik kritik eylemleri üzerinde durulmadı.

Nusra ve diğer cihatçılarla yaşanan hegemonya savaşına ve  Suriye yönetimi ile ilişkilendirilerek “devrim sürecini boğmaya çalışan IŞİD'e” dikkat çekildi.

IŞİD'in çatıştığı cihatçı gruplar, IŞİD ile aynı ideolojiye ve tefekküre sahip. Bunun en büyük kanıtı da aylardır kanlı çatışmalar yaşadıkları Nusra Cephesi, Ahrar Şam, İslam Cephesi ve Özgür Suriye Ordusu’na bağlı bir çok silahlı birliğin, hilafet ilanından hemen bir kaç gün sonra “Halife İbrahim” ismini alan Ebu Bekir Bağdadi'ye biat etmeleridir.

Bu gruplar arasındaki çatışmaların temel nedeni sahaya kimin liderlik edeceği, ele geçirilen sınır kapılarını ve Suriye doğusundaki petrol kuyularını kimin kontrol edeceği ile ilgiliydi.

Suriye'deki en kritik operasyonlarda omuz omuza savaşan cihatçı grupların (Nusra, IŞİD, İslam Cephesi...) ayrıştığı noktaları farklı temellendirenler, şu an onlarca silahlı birliğin IŞİD ve Bağdadi'ye biatini açıklayamıyor.

Birbirleri ile liderlik yarışına girmiş olsalar da; bu cihadçı grupların Alevi toplumuna, kendilerini desteklemeyen Sünnilerin bölgelerine ve Kürtlere karşı saldırılarda ortak hareket etmeleri ideolojik ve zihinsel ortaklıklarıyla açıklanıyor.

Bu grupların varlıklarını ilan ettikleri, operasyonlarını duyurdukları sosyal medyadaki resmi hesaplarında ve sosyal paylaşım sitelerindeki videolarında en çok dikkat çeken ortak noktalar, söylemlerindeki nefret ve aşırılık ve düşman gördüklerine yönelik eylemlerindeki acımasızlık ve vahşet.

Bu cihatçı grupların ortak yanlarından biri de, örgütlerini kendilerince “uzun bir geçmişe sahip olan cihat programı” üzerine temellendirdiklerini ifade etmeleri.

IŞİD'in Suriye'deki ilk varlığı: Nusra Cephesi

2006’da Irak İslam Devleti (IİD) adını kullanan örgütün 2013 nisanında ismini Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak değiştirdiği ve Suriye'deki savaşına bu isimle devam ettiği; Nusra ile de bu sebeple ayrışmalar yaşadığı biliniyor.

Bu ayrışmalara rağmen IŞİD ile Nusra, 2013'ün son aylarına kadar ortak operasyonlara imza attı. Nusra Cephesi’nin ''IİD'' veya sonraki ismiyle ''IŞİD'' ile koordinasyon halindeki operasyonlarının ve diğer cihadçı gruplarla sahadaki ortak eylemlerinin ayrıntılarını da bu yazının devamı olacak bir sonraki yazıda okuyacaksınız.

Son dönemde Suriye sahasındaki önemli operasyonlarda, Deraa'da, Keseb'te, ‘Şam Operasyon Odası’ ismi ile Halep'te ve daha bir çok yerdeki çatışma ve operasyonlar Nusra Cephesi liderliğinde sürdürülüyor.

Fakat hatırlanacağı üzere Nusra Cephesi de ilk dönemlerde özelikle Şam'daki intihar eylemlerinden ve kanlı saldırılarından dolayı, şimdi IŞİD için iddia edildiği gibi Suriye yönetimi ile ilişkilendiriliyor ve devrimi kirletmekle itham ediliyordu. Hatta Şam'daki kanlı saldırılarının “doğrudan rejimin işi olduğu” iddia ediliyordu.[1]

Ancak Nusra Cephesi Lideri Fatih Ebu Muhammed el-Colani, 2013 yılının aralık ayı ortalarında el-Cezire’ye verdiği 51 dakikalık röportajında el-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra’ya dair son derece net açıklamalarda bulundu.[2]

Bu röportajda Nusra Cephesi Lideri Colani şöyle diyordu: “Nusra Cephesi Şam'daki operasyonlarına, 2011 sonlarında Şamlıların oluşturduğu 8 kişi ile başladı.”

Bu röportaj ile Şam'daki bu kanlı saldırıların, Suriye Ulusal Koalisyonu'nun eski Lideri Muaz el-Hatib tarafından Batılıların önünde ‘selamlanan’ Nusra Cephesi liderlerinin, Irak İslam Devleti ve El-Kaide'nin ortak planlaması ile gerçekleştirdiği ilk saldırıları olduklarını öğreniyoruz.

Irak İslam Devleti’nin (IİD) Suriye'ye gönderdiği kendi çocukları, Nusra Cephesi’ni, 24 Ocak 2012'de ilan etmişti; ama ilk operasyonlarını 2011 sonlarında gerçekleştirmişti. Tabi ki Irak İslam Devleti ve El-Kaide'nin planlaması ve yardımıyla...

1) IŞİD Lideri ve yeni ‘Halife’ Ebu Bekir Bağdadi'nin ağzından Suriye'ye giriş süreci ve Nusra

9 Nisan 2013 yılında yayımlanan ve Irak İslam Devleti’ni ve Nusra Cephesi’ni ‘Irak-Şam İslam Devleti’ ismi altında birleştirdiğini ilan eden ses kaydında Ebu Bekir Bağdadi, Nusra ve Colani için şunları söylüyordu:

''Irak İslam Devleti’nin nüfuzu Şam'a ulaşmıştı; ama güvenlik nedenlerinden dolayı ilan etmedik. Ve şimdi Şam (Suriye) ehli ve tüm dünya önünde duyurmanın zamanı geldi: Nusra Cephesi, Irak İslam Devleti’nin bir uzantısıdır ve parçasıdır. Şam'daki gidişat kanın döküldüğü, Şam ehlinin çağrı yaptığı; ama dünyanın onları terk etiği noktaya vardığında bize düşen, Şam ehlinin zaferi için harekete geçmek oldu. Onlar için bizim askerlerimizden Colani'yi atadık ve yanına çocuklarımızdan bir grup vererek Şam'daki hücrelerimizle buluşmak üzere Irak'tan Şam'a gönderdik. Onlara planlar geliştirildi, hareket ve eylem politikaları resmedildi. Her ay maaşlarını verdik ve militanlar sağladık.”[3]

2) Nusra Cephesi Lideri Colani'nin ağzından Suriye süreci

El-Cezire televizyonunun Colani ile gerçekleştirdiği röportajın ilk bölümünde, Suriye'ye giriş süreci üzerinde duruldu.

Colani ''Nusra Cephesi fikri nasıl, ne zaman ve nerede doğdu'' sorusuna  şu yanıtı vererek başladı:

“Nusra Cephesi fikri Suriye devriminden sonra doğmadı. Nusra Cephesi, uzun cihad tarihinin bir ürünüdür. Hz. Muhammed zamanından beri sahabeler de, bizim tanık olduğumuz bu anlarda asker olmak istiyorlardı. Osmanlı devleti yıkıldıktan ve Allah'ın adil yargısı bu topraklarda yok olduktan sonra Allah'ın adil yargısını ve Hilafet devletinin yeniden gelmesi için projeler yürütüldü; çatışmalar, savaşlar gerçekleşti.

Mısır'da, Libya'da ve 80'lerde Suriye'de bir çok hareket ortaya çıktı. Bu hareketlerin sonucunda Afganistan'da toplanmalar oldu. Bu hareketlerin Afganistan'da bir araya gelişinden bizim Bilad-Şam'a girişimize kadar olan dönemde mücahitlerin, 60'larda Mısır'daki ilk olaylarda ve geçmiş dönemde yaptıkları her şey şimdi olanların habercisiydi.

Ama (Suriye'ye) girişi düşündüğümüz andan bahsedecek olursak biz en başta Irak'a gittik. Irak cihadına, Suriye devrimi başlayıncaya kadar iştirak ettik. Şam toprakları, herkes için yüksek hassasiyete sahip. Kadim ve modern savaşların merkezi olmuştur.”

Colani: Suriye'de cihad hazırlığı Irak'ta, Irak İslam Devleti ile koordinasyon halinde başladı

“Bedenimiz, Irak'ta; ama kalplerimiz Şam topraklarındaydı. Suriye devrimi başlayınca, daha önce Irak'tan sonraki adımı ve Şam topraklarının hassasiyetini konuştuğumuz İslam Devleti (IŞİD) liderlerinden bazı isimlerle tekrar konuştuk. Devrim başladığı zaman Şam topraklarında aktif olmak için işaretleri aldık. Allah'ın izniyle de başlayacağız dedik.”

Colani “Irak'tan sonraki adımı konuşuyorduk ve Suriye devrimi başladığı zaman gibi iki ifade kullandınız. Suriye'de devrim başlamasaydı ne olacaktı? Suriye'ye girişi planlıyor muydunuz?'' sorusuna şu şekilde cevap verdi:

“Tabi, Suriye devrimi olmasaydı, Şam bizim girişimize hazır olamazdı. Toplumun önünde duran bir rejim vardı. Zalim bir rejim vardı. Halk silah taşıma fikrinden uzaktı. Bizim kullandığımız yöntemlere uzaktı. Dolayısıyla bu devrim bir çok bariyeri ortadan kaldırarak, bu mübarek topraklara doğru yol alışımızı kolaylaştırdı. Şam topraklarına girişimize onay ve karar verildiği zaman ... başladık..''

Burada Colani'nin sözü kesiliyor ve ''Hangi taraf, kim onay verdi'' sorusu soruluyor. Colani de şöyle devam ediyor:

''Irak İslam Devleti liderliği (IŞİD) tarafından. Liderliğe fikirlerimizi ve planlarımızı sunduk. Tabi söylemek gerekir ki bu planlar uzun zamandan beri el-Kaide örgütünün ve Irak İslam Devleti liderliğinin zihinlerinde vardı.

Dediğimiz gibi bu bizim de iştirak ettiğimiz (cihad) geçmişin ürünüdür. Küresel Cihad'ın meyvelerindeniz. Ulemaların çabalarının ve dökülen kanların olduğu uzun bir geçmiş. 60'larda Mısır'da yaşanan cihat, Afganistan'a taşınmasaydı, 80'lerde bu rejime (Suriye) karşı olan cihat da Afganistan'a taşınmasaydı ve Afganistan'da kurbanlar verilmeseydi cihat Irak'a taşınmazdı ve kardeşler Irak'ta kurban vermese ve kararlı durmasalardı cihat Şam topraklarına taşınamazdı.

Planlarımızı liderliğe sunduk ve özellikle Şami (Şamlı) olan 7-8 arkadaşımızla yaklaşık olarak miladi 8. ayda 2011 yılında bu topraklara geldik. Devrimden yaklaşık 5 ay sonraydı. Şam topraklarına giriş  tarihimiz kısaca budur.”

Farklı tarihlerde yapılan bu açıklamalar, Irak-Şam İslam Devleti’nin, aslında Suriye'deki savaşta başından beri rol aldığını gösteriyor.

2011 ağustosundan 2013 nisanına kadar IŞİD'in uzantısı olarak hareket eden Nusra Cephesi, nisan ayında ayrıştığı IŞİD ile de bundan sonraki dönemde de, ayrıntılarını bir sonraki yazıda vereceğimiz bir çok katliama, saldırıya,  operasyona ve kritik eyleme beraber imza attı. 

Halifelik ilanından sonra da özellikle Suriye'nin doğusunda bulunan Deyr Zor'da, Nusra'ya bağlı bir çok silahlı birlik, lider isimler ve dini isimler çatışma yaşamaksızın ‘babaları’ IŞİD'e dönüp tövbe ettikten sonra biatlarını yeniledi.

3 yıllık süreçte sadece son 6 aydır süren çatışmadan sonra ‘baba’ ise diğer çocuklarını da tövbe ve biat etmeye çağırdı.

YOUR REACTION?



Facebook Conversations